Derslik

Öğrenciler | Öğretmenler | Veliler

üye adı:
şifre:
 
Öğrenmeyi Öğrenme

(Yazar: Mustafa TEZCAN)  Meşhur bir Çin atasözü var; ?Bir kişiye her gün bir balık vereceğine? balık tutmayı öğret.

Tarih: 29.04.2010 | Okunma: 2258

Mustafa TEZCAN
Mustafa TEZCAN
Mustafa TEZCAN
1975 yılında Burdur / Bucak / Ürkütlü Kasabasın'da çiftçi bir ailenin 2.çocuğu olarak dünyaya geldi.İlk ve orta tahsilini  Ürkütlü'de tamamladı.Antalya Aksu Anadolu Öğretmen Lisesini ve yatılıyı kazanması hayatın kendisi ve öğretmenlik ile tanışmasının ilk adımı oldu.Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği(ing) 2.sınıfta iken ders vermeye başladı.Lise 1 de öğrenci olarak olarak başladığı yurt hayatına üniversite sonda yurt müdürü olarak son verdi. Üniversite bitince İstanbul'da özel bir kolejde 5 yıl fizik öğretmenliği yaptı. Kendi işini kurmaya karar verdikten sonra önce bir etüd merkezi sonrada bir dershane açtı. Bu kurumlarda hem öğretmenlik hemde idarecilik yaptı.Halen ülkemizin seçkin  eğitim kurumlarından bir tanesinde eğitim yöneticiliği  yapmakta olan Mustafa TEZCAN evli ve 2 çocuk babasıdır.
ÖĞRENMEYİ ÖĞRENME

Meşhur bir Çin atasözü var; ?Bir kişiye  her gün bir balık vereceğine, balık tutmayı  öğret.? Aslında  ?öğrenmeyi öğrenme ? kavramının da mantığı bununla aynı.

Ortaokul ve lise öğrencileri ile  çalışırken  şunu tespit ettim. Bu dönemde yaşanan sıkıntı ve problemlerin çoğunun temelinde okul öncesi ve ilköğretim 1,2 v,3.sınıflarda yapılan hatalar ya da bu dönemlerde kazanılması gereken bazı davranışların kazanılmamasından kaynaklanıyor.
Öğrenci her gün okuldan gelince ödevi yaptırılmış ama öğrenci kendi kendine ödev yapma alışkanlığı kazanmamış. Ödev olduğu için ya da özeti istendiği için bazı kitaplar okunmuş fakat okumanın gerçekten faydası bilinerek kitap okunmamış. Yaz tatilleri hep boş geçmiş. Ödev olduğu zaman ders çalışılmış, ödev yoksa bayram yapılmış. Düzenli bir ders çalışma alışkanlığı kazanılmamış.Yazılı haftası 5 almak için çalışılmış, yazılıdan çıkınca hepsi tarih olmuş.Gerçek manada öğrenmek için çalışılmamış.Okul ,dersler,ödevler bir öğrencinin gerçek görevi  şeklinde değil de okul  bir meşgale alanı, dersler sınıf geçmek için gerekli basamaklar olarak görülmüş.

Bir gün, öğretmenleri tarafından çok şikayet edilen bir 6. sınıfa derse girdim.Genelde şikayet konusu; öğrencilerin ders dinlememesi, çok gürültü yapmaları, dersi kaynatmaları vs.

Sınıfla tanışıp biraz konuştuktan sonra baktım ki 6. sınıf olmalarına rağmen yani 12 yıllık eğitim 5 yıllık okul geçmişleri olmalarına  rağmen öğrenciler nasıl ders dinlenir, nasıl not tutulur,  nasıl derste soru sorulur  hiç haberleri yok. Öğrencilerin bunları bildiğini farz edip ders anlatıyoruz ama hiç kimse şu ana kadar bu öğrencilere  bahsettiğim konularda başlık atıp konu işlememiş. Sadece kızmışız yada uyarmışız. Dolayısıyla öğrenciler öğrenmenin ilk adımı olan bu basamağı bilmeyince nasıl ilerlesin ki?

Bir öğrencimizin evine ziyarete gittik.Öğrenci görünüşte çok düzenli, çalışkan , sorumluluk bilinci yerinde örnek bir öğrenci.Fakat sınavlarda puanı bir türlü yükselmiyor.Ders çalışma saatlerinde , yatma kalkma saatlerinde bir problem yok.Ayrıntıya inip baktığımızda öğrencimizin derste geçirdiği zaman o kadar verimsiz ki.Öğrenci gerçekten nasıl matematik , fen ,Türkçe  çalışılır bilmiyor.Nasıl çalışılır konusunda bir bilgilendirme olmamış.

Birçok öğrenci ve veli ile görüşmelerimde şu sonuca vardım. Öğrencilerin ciddi bir çoğunluğunun ?nasıl etkili ve verimli ders çalışılır ? konusunda bilgisi yok. Çalışıyor gözüküyor , çalışmaya çalışıyor...Dolayısıyla bir süre sonra verim alamıyor ve  moral motivasyonu  bozulup çalışmayı bırakıyor.Böylelikle başarısızlığı öğreniyor

ÖSS de istediği yere yerleşemeyen mezun öğrenciler ile görüştüğüm de çoğunda çalışma yöntemleri konusunda sıkıntı var.

Öğrenmeyi öğrenme konusunda öğrencilerin kendilerine şu soruları sorması gerekiyor:

1- Dersi verimli dinliyor muyum?

2- Ders esnasında güzel not tutuyor muyum?

3- Derde anlamadığım yerleri soruyor muyum?

4- Konuların anlamadığım kısımlarını tespit edip eksikleri tamamlıyor muyum?

5- Çözemediğim soruları  araştırıyor muyum?

6- Ciddi manada uyguladığım bir ders programım var mı?

7- Her dersi aynı şekilde mi çalışıyorum? Farklı teknikler mi kullanıyorum?

8- Bir uyku düzenim var mı?

9- Yemek yeme düzenim var mı?
 
Bu sorular ışığında öğrenmeyi bilip bilmediğimiz konusunda  kendimizi değerlendirebiliriz.

Mustafa TEZCAN

Yazarın Diğer Yazıları
Sınav Başarısı mı? Yaşam Baş...
15.01.2012 | Okunma: 3777
Mustafa TEZCAN
SBS ve LYS öncesi velilerimi...
29.04.2010 | Okunma: 2213
Mustafa TEZCAN
Başarılı Öğrencilerin Donanı...
29.04.2010 | Okunma: 1832
Mustafa TEZCAN
Sınavlar neyi ölçer?
30.01.2011 | Okunma: 1810
Mustafa TEZCAN
Başarıyı Tadmak
14.04.2010 | Okunma: 1459
Mustafa TEZCAN
Karneleri Nasıl Yorumlayalım
24.01.2014 | Okunma: 3890
Mustafa TEZCAN
Anasayfaya Git | Öğrenciler Kategorisi Başlıklarına Git
Bu Konu Hakkında ki Yorumlar
merve (Konu Puanı:3/5)
Gönderim zamanı: 06.03.2014
Yorum Yaz
Adınız:

E-Postanız:

Konu Puanı:
This Is CAPTCHA Image

Yorumunuz:
Notlar
Haftanın Sözü
Haftanın Sözü
" Insan öğrenmeyi bıraktığı an yaşlanır."

Henry Ford

Haftanın Şiiri
Haftanın Şiiri
Uyan Ey Gözlerim

Uyan Ey Gözlerim

uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan 
azrail’in kastı canadır inan 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan 

seherde uyanırlar cümle kuşlar 
dill-u dillerince tesbihe başlar 
tevhid eyler dağlar, taşlar, ağaçlar 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan 

semâvâtın kapıların açarlar 
mü’minlere rahmet suyun saçarlar 
seherde kalkana hülle biçerler 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan 

bu dünya fanidir sakın aldanma 
mağrur olup tac-u tahta dayanma 
yedi iklim benim deyu güvenme 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan 

benim, murad kulun, suçumu affet 
suçum bağışlayıp günahım ref’et 
rasûl’ün sancağı dibinde haşret 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan
 
Sultan III. Murat
Son Konular
Bir Video

İnsan Yetiştirmek

Notlar
Haftanın Öyküsü
Haftanın Öyküsü
AYAKKABICI

     AYAKKABICI

      Ayakkabici, yeni getirdigi mallari vitrine yerlestirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere oldugundan, spor ayakkabilara ragbet fazlaydi. Gerçi mallar lüks sayilmazdi ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onlarin en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine dogru biraz daha yaklaşti. Fakat bir koltuk degnegi kullanmaktaydi. Hem de güçlükle... 

Adam ona bir kez daha göz atti. Üstündeki pantolonun sol kismi, dizinin alt kismindan sonra bostu. Bu yüzden de saga sola uçusuyordu. Çocugun baktigi ayakkabilar, sanki onu kendinden geçirmisti. Bir müddet öyle durdu. Daldigi hülyadan çikip yola koyuldugunda, adam dükkândan disari firlayip: 

- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabi almayi düsündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!" 

Çocuk, ona dönerek: 

- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacagim dogustan eksik". 

- "Bence önemli degil!" diye atildi adam. "Bu dünyada her seyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacagi. Kiminin de akli veya vicdani." 

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konusmayi sürdürdü: 

- "Keske vicdanimiz eksik olacagina, ayaklarimiz eksik olsa idi." 

Çocugun kafasi iyice karismisti. Bu sefer adama dogru yaklasip: 

- "Anlayamadim!. dedi. Neden öyle olsun ki?" 
- "Çok basit!" dedi, adam. "Eger yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, saglamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..." 

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acilar, hafiflemis gibiydi. Adam, vitrine isâret ederek: 

- "Baktigin ayakkabi, sana yakisir!" dedi. "Denemek ister misin?" 
Çocuk, basini yanlara sallayip: 
- "Üzerinde 30 lira yaziyor" dedi, "Almam mümkün degil ki!" 

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alirim!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düser. Zâten sen bir tekini alacaksin, o da 10 lira eder." 
Çocuk biraz düsünüp: 
- "Ayakkabinin diger teki ise yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?" 
- "Amma yaptin ha!" diye güldü adam. "Onu da, sag ayagi eksik olan bir çocuga satarim." 
Küçük çocugun akli, bu sözlere yatmisti. Adam, devam ederek: 
- "Üstelik de ögrencisin degil mi?" diye sordu. 

- "İkiye gidiyorum!" diye atildi çocuk, "Üçe geçtim sayilir." 
- "Tamam iste!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalir 5 lira. O da zâten pazarlik payi olur. Bu durumda ayakkabi senindir, sattim gitti!" 

Ayakkabici, çocugun saskin bakislari arasinda dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun begendigi modelin ayniyla doluydu. Ama adam, vitrinde olani çikartti. Bir tabure alip döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabisini giydirdi. Ve çikarttigi eskiyi göstererek 

- "Benim satis islemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum." 
- "Saka mi yapiyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabani delinmek üzere. Eski bir ayakkabi, para eder mi?" 
- "Sen çok câhil kalmissin be arkadaş..." dedi adam, "Antika esyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabin, bence en az 30-40 lira eder." 
Küçük çocuk, art arda yasadigi soklari üzerinden atabilmis degildi. Mutlaka bir rûyada olmaliydi. Hem de hayatindaki en güzel rûya. Adamin, heyecandan terleyen avuçlarina sikistirdigi kâgit paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralik banknotu geri vererek: 
- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini baslattiniz ya!" 
Adam onu kiramayip parayi aldi. Ve bu arada yanagina bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sigmiyordu. Eger bütün mallarini bir günde satsa, böyle bir mutlulugu bulamazdi. Çocuk, yavasça yerinden dogruldu. Sanki koltuk degnegine ihtiyaç duymuyordu. Simsicak bir tebessümle tesekkür edip: 
- "Babam hakliymis!" dedi. "Sakat oldugum için üzülmeme hiç gerek yok! demisti." 
* Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur, 
* Her Hayat Yasanacak Bir Can Bulur, 
* Her Umut Gerçeklesecek Bir Düş Bulur 
* Bulunmayacak Tek Sey Senin Benzerindir 

 Hayatta Ne Öğrendim ?
 Hayatta Ne Öğrendim ?

HAYATTA NE ÖĞRENDİM?

 Sonsuz bir karanligin içinden dogdum. Isigi gördüm, korktum. Agladim.

Zamanla isikta yasamayi ögrendim.
Karanligi gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi...
Agladim.

Yasamayi ögrendim.
Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar oldugunu ögrendim.

Zamani ögrendim.
Yaristim onunla...
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ögrendim...

Insani ögrendim.
Sonra insanlarin içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.

Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalici oldugunu,
Sevginin güvenin saglam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.

Insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu...
Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde oldugunu ögrendim.

Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini ögrendim.

Ekmegi ögrendim.
Sonra baris için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini...
Sonra da ekmegi hakça ülesmenin,
Bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.

Okumayi ögrendim.
Kendime yaziyi ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazi, kendimi ögretti bana...

Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayip dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...

Dünyaya tek basina meydan okumayi ögrendim genç yasta...
Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardim.
Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karsi olmasi gerektigine inandım .

Düsünmeyi ögrendim.
Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.
Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.

Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
Gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim.

Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin aci oldugunu...
Sonra dozunda acinin,
Yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ögrendim.

Her canlinin ölümü tadacagini,
Ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ögrendim.

Dostlarım , 
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

                    MEVLANA  

Eğitim Felsefemiz
Eğitim Felsefemiz
Deniz Yıldızı Öyküsü
Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve ' Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz? ' diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, ' Yaşamaları için ,' yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, ' İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki? ' der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, ' Bak, onun için çok şey değişti ,' karşılığını verir'


Mustafa TEZCAN kimdir?
Mustafa TEZCAN kimdir?

1975 yılında Burdur / Bucak / Ürkütlü Kasabasın'da çiftçi bir ailenin 2.çocuğu olarak dünyaya geldi.İlk ve orta tahsilini  Ürkütlü'de tamamladı.Antalya Aksu Anadolu Öğretmen Lisesini ve yatılıyı kazanması hayatın kendisi ve öğretmenlik ile tanışmasının ilk adımı oldu.Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği(ing) 2.sınıfta iken ders vermeye başladı.Lise 1 de öğrenci olarak olarak başladığı yurt hayatına üniversite sonda yurt müdürü olarak son verdi. Üniversite bitince İstanbul'da özel bir kolejde 5 yıl fizik öğretmenliği yaptı. Kendi işini kurmaya karar verdikten sonra önce bir etüd merkezi sonrada bir dershane açtı. Bu kurumlarda hem öğretmenlik hemde idarecilik yaptı.Halen ülkemizin seçkin  eğitim kurumlarından bir tanesinde eğitim yöneticiliği  yapmakta olan Mustafa TEZCAN evli ve 2 çocuk babasıdır.

Bir Resim